![]()
![]()
Günlerdir medyanın gündemini kaplayan “Dursun ÇİÇEK ve AKP’yi bitirme planı” tartışmalarına Genel Kurmaylıktan cevap geldi. Hafta içerisinde yapılan basın toplantısında, günlerdir ülkemizin gündemini kaplayan Albay Dursun ÇİÇEK konusuna açıklık getirildi.
Bu açıklamanın en dikkat çekici kısmı ise, medyanın günlerdir iddia ettiği haberlerin tam tersi bir açıklama olması herkes tarafından şaşkınlık içerisinde karşılandı. İlk olarak Albay Dursun ÇİÇEK savcılığın ifade vermek için çağırıldığı halde savcılığa gitmediği haberi yayılmıştı. Bu habere karşılık verilen cevap, medyayı eleştirel nitelikte oldu. Genel Kurmaylığın açıklamasında, ıslak imzalı belgenin ortaya çıktığı günden bugüne(06/11/2009) kadar Albay Dursun ÇİÇEK’İN ifade vermek için çağırılmadığı açıklandı. Bu açıklamanın son cümlesi, Askeri kurumlarımızın her zaman yasalara uyacağının kanıtı gibiydi. Son cümle; “eğer savcılık bizden personelimizi ifade için çağırırsa daha öncede yaptığımız gibi göndeririz.” Bu ifade günlerdir medyanın ortaya attığı iddiaları çürütmeye yetti.
İkinci olarak, ıslak imzalı olduğu tespit edilen belgenin askeri savcılığa ulaşmadığı ortaya çıktı. Albay Dursun ÇİÇEK soruşturmasını sivil savcılık ile askeri savcılık bir arada yürütüyor. Ancak ıslak imzalı belgenin orijinalinin askeri savcılığa ulaşmadığı ortaya çıktı. Askeri savcılık belgenin orijinali elinde olmadığı için soruşturmayı belli bir noktaya kadar götürebiliyor.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, iki savcılık arasındaki diyalog. Askeri savcılık soruşturmanın kendi içlerinde de devam edebilmesi için orijinal belgeyi istiyor, sivil savcılık orijinal belge yerine fotokopisini gönderiyor. Peki, askeri savcılığın belgenin orijinalini askeri savcılık istediği halde göndermeme yetkisi var mı? Bu sorunun cevabını, kısa bir süre önce medya tarafından “gece yarısı yasası” olarak adlandırılan Ceza muhakemeleri kanununun 250. Maddesinde bulabiliriz. Yeniden düzenlenen bu maddeye göre “askeri savcılığın istediği bir belgeyi sivil savcılığın gönderme zorunluluğu ortadan kaldırıldı ve bu yetki sivil mahkemelere verildi. Yani belgenin gönderilme zorunluluğu yok. Ama isteğe bağlı olarak gönderilebilir.
Bu gösteriyor ki, “iki kurum arasında bir güvensizlik” ortaya çıkmış. Son bir yıl içinde askeri kurumlarımız ile ilgili ortaya atılan iddiaları göz önüne alacak olursak, “askeri kurumlarımız yıpratılmaya mı çalışılıyor?” dememek yanlış olur.
Ergenekon terör örgütünün ortaya çıkarılmasından sonra askeri kurumlarımızın üzerine çok fazla gidildi. Suçlu olanları tespit etmeye çalışmak doğru ama suçluları bulmaya çalışırken suçsuz olanların da arada yıpratılması hiçbir yasa ile açıklanamaz.
Askeri kurumlarımız hiçbir zaman kendisini devletimizden ve milletimizden üstün görmemeli ve kendisine verilen görevleri canı pahasına yerine getirmelidir. “askeri kurumlarımız kendilerini milletten üstün görmemeli” demek, askeri kurumlarımızın psikolojik baskı altına alınarak yıpratılıp, yok edilmesi anlamına gelmiyor. Milletimizin böyle bir ortamda yapması gereken; kendi iradesini, milli birlik ve bütünlüğünü koruyarak güvenlik güçlerimize ve askeri kurumlarımıza sahip çıkmasıdır.
AKIN ALTIN